Yolun uzunluğu gözümüzü korkutmuyor, akşam olmadan havaalanına gitmek zorunda olsakta. Yine erken kalkıyoruz, 11 gibi varıyoruz yerlilerce kutsal sayılan Three Sisters'a.
Yorgan gibi bir sis örtmüş her yerini, göremiyoruz hiç bir şeyi. Kısmet buymuş derken lansmanlardaki perde gibi açılıyor, gerçek sanatcının sanat eseri çıkıyor ortaya. En sonunda da Three Sisters.
Öylesine güzel ki yerlilerin kutsal saymasına şaşmamalı. Muhteşem ötesi bu manzarayı kim yaratabilir ki?
Yanına doğru yürüyoruz, sürüngenler deri değiştirir sanırdım, ağaçlarda değiştirirmiş meğer. Durup çok çok yükseklerden izliyoruz, ucu bucağı görünmüyor açık denizler gibi.
Zaman az, görülecek şelaler var daha. Tanıtım fotosuna imrenmemle kalıyor, kısmet olmuyor bana benzeri çekmek. Yüzlerce metre yüksekten düşen suyun aynı anda başını sonunu gözle göremiyoruz ki fotoğraflayalım. Çoşkunda değil sular, yeni biten yazın rehavetini yaşıyor.
Patika yollardan metrelerce iniyorum sağ yanımdaki uçuruma aldırış etmeden, belki ileri de daha güzel bir kare fotoğraflarım umuduyla. Sonuna kadar insem de olmuyor. Olmasa da olur, gözler gördü ya.