5 Kasım 2016 Cumartesi

Mavi Dağlar ve 3 Kız Kardeş, Sidney

Blue Mosque, blue sea, dağın mavisi de Sydney'de bulduk; Blue Mountain. 

Yolun uzunluğu gözümüzü korkutmuyor, akşam olmadan havaalanına gitmek zorunda olsakta. Yine erken kalkıyoruz, 11 gibi varıyoruz yerlilerce kutsal sayılan Three Sisters'a. 



Yorgan gibi bir sis örtmüş her yerini, göremiyoruz hiç bir şeyi. Kısmet buymuş derken lansmanlardaki perde gibi açılıyor, gerçek sanatcının sanat eseri çıkıyor ortaya. En sonunda da Three Sisters. 



Öylesine güzel ki yerlilerin kutsal saymasına şaşmamalı. Muhteşem ötesi bu manzarayı kim yaratabilir ki?

Yanına doğru yürüyoruz, sürüngenler deri değiştirir sanırdım, ağaçlarda değiştirirmiş meğer. Durup çok çok yükseklerden izliyoruz, ucu bucağı görünmüyor açık denizler gibi.





Zaman az, görülecek şelaler var daha. Tanıtım fotosuna imrenmemle kalıyor, kısmet olmuyor bana benzeri çekmek. Yüzlerce metre yüksekten düşen suyun aynı anda başını sonunu gözle göremiyoruz ki fotoğraflayalım. Çoşkunda değil sular, yeni biten yazın rehavetini yaşıyor.




Patika yollardan metrelerce iniyorum sağ yanımdaki uçuruma aldırış etmeden, belki ileri de daha güzel bir kare fotoğraflarım umuduyla. Sonuna kadar insem de olmuyor. Olmasa da olur, gözler gördü ya.


Hayelden Gerçeğe; Sidney

Her yıla bizden önce girerler, yeni yılın ilk görüntüleri hep onlardan gelirdi. Biz vardığımızda karanlık basmıştı ama gece de olsa canlı gözle görmek vardı. İlk çektiğim kareleri hemen facebook'ta duval fotom yapıvermiştim. 



Uyumadan önce dolaştım, şehri şöyle bir göreyim diye. Yalnızca 2 saat uyumuştum ki,gözlerim açıldı, bir dahada kapanmadı, denemek nafile. Saatin sabahın üçü, McDonalds'a açık, müşteri dolu. Küçük park sakinlerini ağırlıyor, halka açık alan, içki yasak, kameralar sağlıyor güvenliği. Cesaretimden değil, şehrin verdiği güvenden o saatte, daha ilk gece dışarıda olmam. 


Gün ağardı, orta yaş üstü, çoğunluğu kadın uzak doğulu misafirlerle başladığımız kahvaltıyı bitirir bitirmez çıktık yollara. 

Botanik Garden, Sydney Opera House ve Taronga Zoo. Kaola, Kangurular derken Tazmanya canavarını da oradaydı. Canavar değil, çılgın bir şey bu. Roller coaster gibi durmaksızın hızlı hızlı dönüyor. Çokta sevmem hayvanat bahcelerini, tıkılmış caresiz hayvanlar. 


Plajlara doğru düştük yollara. Büyük Ada gibi bahçeli yeşillikler içindeki evler arasından yürüdükte yürüdük. Başlayan yağmurdan ağaç altına girip korunduk. Plaja vardığımızda yüzen kimsenin olmaması korkutsa da giriverdik. Yağmurda atıştırdı atıştırmasına da, yürümekten sismiş ayaklar kendine geldi. 



Gidişten uzun yüyüyüşle döndük. Demir yığını Harbour köprüsünü de yaya olarak geçtik. Otele vardığımızda uyuvermişim. Açlık bastırınca çıktık yola, kestirme olsun diye Botanik Garden yolunu kullanacaktık güya. Yukarıdaki kapı kapalı olunca, gittik aşağıdakine. Sorduk orada birine niye hem o, hem bu kapı kapalı diye. Akşam olunca kapatırlarmış parkı drunklar girmeşin, şanına leke değmesin diye.
Ulaştık gideceğimiz yere doyurduk karnımızı döndük geriye. 

Harbour Bridge

Ben bile inanadim, 21 km yürümüsüz Allah sizi inandırsın.

Opera House