Uyumadan önce dolaştım, şehri şöyle bir göreyim diye. Yalnızca 2 saat uyumuştum ki,gözlerim açıldı, bir dahada kapanmadı, denemek nafile. Saatin sabahın üçü, McDonalds'a açık, müşteri dolu. Küçük park sakinlerini ağırlıyor, halka açık alan, içki yasak, kameralar sağlıyor güvenliği. Cesaretimden değil, şehrin verdiği güvenden o saatte, daha ilk gece dışarıda olmam.
Gün ağardı, orta yaş üstü, çoğunluğu kadın uzak doğulu misafirlerle başladığımız kahvaltıyı bitirir bitirmez çıktık yollara.
Plajlara doğru düştük yollara. Büyük Ada gibi bahçeli yeşillikler içindeki evler arasından yürüdükte yürüdük. Başlayan yağmurdan ağaç altına girip korunduk. Plaja vardığımızda yüzen kimsenin olmaması korkutsa da giriverdik. Yağmurda atıştırdı atıştırmasına da, yürümekten sismiş ayaklar kendine geldi.
Gidişten uzun yüyüyüşle döndük. Demir yığını Harbour köprüsünü de yaya olarak geçtik. Otele vardığımızda uyuvermişim. Açlık bastırınca çıktık yola, kestirme olsun diye Botanik Garden yolunu kullanacaktık güya. Yukarıdaki kapı kapalı olunca, gittik aşağıdakine. Sorduk orada birine niye hem o, hem bu kapı kapalı diye. Akşam olunca kapatırlarmış parkı drunklar girmeşin, şanına leke değmesin diye.
Ulaştık gideceğimiz yere doyurduk karnımızı döndük geriye.
| Harbour Bridge |
Ben bile inanadim, 21 km yürümüsüz Allah sizi inandırsın.
| Opera House |
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder