2 Mayıs 2017 Salı

Enteresan Bir Saray Hikayesi; Romanya Kraliçesi Mariya'nın Sarayı ve Botanik Bahçesi

Bulgaristan'dayız, Romanya Kraliçesi Mariya'nın sarayını görmeye gidiyoruz. Hikayenin enteresanlığı buradan başlıyor ama bununla bitmiyor. Hikayeye geçmeden önce Varna hakkında okuyacağınız gezi notlarında mutlaka adını duyacağınız Altın Kum'dan bahsedeyim. Sabah otelden ayrılınca Altın Kum'a iniyoruz. Plajın arkası tepe, yer yer apart ve oteller yerleşmiş ama halen yeşil. Yeşillik o kadar doğal ki, otellerden plaja yürürseniz ağaçların arasından geçmeye korkabilirsiniz. Varna'nın daha kuzeyinde kalan bu bölge plajıyla ün yapmış. Kumu gerçekten güzel, Şile ile kıyaslarsak çok daha temiz. Sabahın ilk saatleri, güneşinde ilk günleri olunca plaja yeni yeni gelmeye başlamış insanlar.
Altın Kum-Golden Sand
Plajdan ayrılıp E87 üzerinden kuzeye doğru gidiyoruz, rotamız Balçık( Balchik. Балчик). Yol boyu ekinler yeşermiş, rüzgar enerjisinden elektrik üreten pervanelerden binlerce var. Ne yalan söyleyeyim kıskandım, bir de Bulgaristan deriz.
Balçık'a gelmek üzereyken Saray tabelasını görünce sağdan sahile doğru iniyoruz. Beklentim bir Dolmabahçe olmasa da en azından Beylerbeyi Sarayı gibi bir şey görebilmek. Ne de olsa koskoca kraliçenin sarayı. Sağa sola bakıyoruz bulamıyoruz. Ara, sor derken sahile indiğimizde burası diyorlar. Bakıyoruz hala ortada saray yok. Saray + botanik bahçe için 14 Leva ödeyip içeri giriyoruz. Elimize verdikleri rotadan sarayı buluyoruz. Çıka çıka karşımıza 3 oda bir minare çıkıyor saray dedikleri. Minare minare, bildiğiniz şerefeli minare. Çatısındaki kiremitler bizim, cumbası bizim, bahçesindeki laleler bile bizim. Bu bildiğimiz bas baya camii, kim bilir hangi Osmanlı paşası yaptırdı, sonra da Osmanlı'dan alınca ne hale çevirmişler. 
Romanya-Osmanlı Torunları Romanya Kraliçesinin Sarayında

Aklıma Endülüs'deki El-Hamra Sarayı ve Kurtuba Camii geliyor.
İlk katına giriyorum, camii kutsal yerdir, ayakkabıyla girilmez. Parasını versem de üst kata çıkmıyorum, Miruna devam ediyor. Ben Selim'le dışarıda ahşap kapının önünde uzanmış kedi ile oynuyoruz. 

Sarayın hemen önünde Osmanlı mezarlıklarındaki taş gibi taşı da görünce buranın bir Osmanlı paşası tarafından yaptırıldığına dair şüphem kalmıyor. Geçmişi düşünürken Fatiha okumak geçiyor içimden ama nedense yapmıyorum.

Selim'le oynarken, etrafı temizleyen yaşlı kadınlar lehçeleri ile sarıya bak diyorlar. Türk olduğumu belli ediyorum, fındık fındık diyorlar Selim'e. Bir zamanlar buralarının sultanı idik, şimdi temizlikçisi olmuşuz.
Bahçenin temizliği yapan Türk'ler.
Bahçeyi dolaşmaya başlıyoruz, taş köprü ve arkasındaki şelale muhteşem. Duvarlar, bentler, yollar, merdivenler hep taşla örülmüş. Yeşillikten içindeki küçük göletlerin kenarları taşlarla, bahçe bin bir çeşit bitki türleriyle süslenmiş. Endülüs masallarındaki bahçeleri andırıyor.




Bahçede gezilecek daha çok şey var ama bizi de bekleyen bir yol ve görülmesi gereken yerler var. Daha fazla dolaşmadan ana kapıya yönelip ayrılıyoruz.
Enteresan bir hikaye demiştim, buraya kadar gelmişseniz ama abartmışsın diye düşünebilirsiniz.
Asıl enteresanlık şu; orası gerçekten Romanya Kraliçesi Mariya'nın sarayıymış. Orada ne bir Osmanlı Paşası yaşamış ne de minarede biri ezan okumuş. Hepsi benim kurgummuş, siz de fotoğraflara bakarken kurguma inanmadınız mı?
Kimmiş bu Mariya, neymiş bu bahçenin asıl hikayesi diye merak mı ediyorsunuz? 
Google'dan "Palace of Queen Marie & Botanical Gardens" ı aratın.


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder