2 Mayıs 2017 Salı

Enteresan Bir Saray Hikayesi; Romanya Kraliçesi Mariya'nın Sarayı ve Botanik Bahçesi

Bulgaristan'dayız, Romanya Kraliçesi Mariya'nın sarayını görmeye gidiyoruz. Hikayenin enteresanlığı buradan başlıyor ama bununla bitmiyor. Hikayeye geçmeden önce Varna hakkında okuyacağınız gezi notlarında mutlaka adını duyacağınız Altın Kum'dan bahsedeyim. Sabah otelden ayrılınca Altın Kum'a iniyoruz. Plajın arkası tepe, yer yer apart ve oteller yerleşmiş ama halen yeşil. Yeşillik o kadar doğal ki, otellerden plaja yürürseniz ağaçların arasından geçmeye korkabilirsiniz. Varna'nın daha kuzeyinde kalan bu bölge plajıyla ün yapmış. Kumu gerçekten güzel, Şile ile kıyaslarsak çok daha temiz. Sabahın ilk saatleri, güneşinde ilk günleri olunca plaja yeni yeni gelmeye başlamış insanlar.
Altın Kum-Golden Sand
Plajdan ayrılıp E87 üzerinden kuzeye doğru gidiyoruz, rotamız Balçık( Balchik. Балчик). Yol boyu ekinler yeşermiş, rüzgar enerjisinden elektrik üreten pervanelerden binlerce var. Ne yalan söyleyeyim kıskandım, bir de Bulgaristan deriz.
Balçık'a gelmek üzereyken Saray tabelasını görünce sağdan sahile doğru iniyoruz. Beklentim bir Dolmabahçe olmasa da en azından Beylerbeyi Sarayı gibi bir şey görebilmek. Ne de olsa koskoca kraliçenin sarayı. Sağa sola bakıyoruz bulamıyoruz. Ara, sor derken sahile indiğimizde burası diyorlar. Bakıyoruz hala ortada saray yok. Saray + botanik bahçe için 14 Leva ödeyip içeri giriyoruz. Elimize verdikleri rotadan sarayı buluyoruz. Çıka çıka karşımıza 3 oda bir minare çıkıyor saray dedikleri. Minare minare, bildiğiniz şerefeli minare. Çatısındaki kiremitler bizim, cumbası bizim, bahçesindeki laleler bile bizim. Bu bildiğimiz bas baya camii, kim bilir hangi Osmanlı paşası yaptırdı, sonra da Osmanlı'dan alınca ne hale çevirmişler. 
Romanya-Osmanlı Torunları Romanya Kraliçesinin Sarayında

Aklıma Endülüs'deki El-Hamra Sarayı ve Kurtuba Camii geliyor.
İlk katına giriyorum, camii kutsal yerdir, ayakkabıyla girilmez. Parasını versem de üst kata çıkmıyorum, Miruna devam ediyor. Ben Selim'le dışarıda ahşap kapının önünde uzanmış kedi ile oynuyoruz. 

Sarayın hemen önünde Osmanlı mezarlıklarındaki taş gibi taşı da görünce buranın bir Osmanlı paşası tarafından yaptırıldığına dair şüphem kalmıyor. Geçmişi düşünürken Fatiha okumak geçiyor içimden ama nedense yapmıyorum.

Selim'le oynarken, etrafı temizleyen yaşlı kadınlar lehçeleri ile sarıya bak diyorlar. Türk olduğumu belli ediyorum, fındık fındık diyorlar Selim'e. Bir zamanlar buralarının sultanı idik, şimdi temizlikçisi olmuşuz.
Bahçenin temizliği yapan Türk'ler.
Bahçeyi dolaşmaya başlıyoruz, taş köprü ve arkasındaki şelale muhteşem. Duvarlar, bentler, yollar, merdivenler hep taşla örülmüş. Yeşillikten içindeki küçük göletlerin kenarları taşlarla, bahçe bin bir çeşit bitki türleriyle süslenmiş. Endülüs masallarındaki bahçeleri andırıyor.




Bahçede gezilecek daha çok şey var ama bizi de bekleyen bir yol ve görülmesi gereken yerler var. Daha fazla dolaşmadan ana kapıya yönelip ayrılıyoruz.
Enteresan bir hikaye demiştim, buraya kadar gelmişseniz ama abartmışsın diye düşünebilirsiniz.
Asıl enteresanlık şu; orası gerçekten Romanya Kraliçesi Mariya'nın sarayıymış. Orada ne bir Osmanlı Paşası yaşamış ne de minarede biri ezan okumuş. Hepsi benim kurgummuş, siz de fotoğraflara bakarken kurguma inanmadınız mı?
Kimmiş bu Mariya, neymiş bu bahçenin asıl hikayesi diye merak mı ediyorsunuz? 
Google'dan "Palace of Queen Marie & Botanical Gardens" ı aratın.


Yazılışı Варна, Okunuşu Varna, Bulgaristan

Geçen yaz Bulgaristan'dan Türkiye'ye kara yoluyla geçerken endişeliydim. Bulgaristan gurbetçiler için çok kötü yol hikayeleri ile dolu. Bir an önce geçip Edirne'den içeri girmek için en kısa yolu seçmiş ve mola bile vermeden ülkeme giriş yapmıştım.  Özellikle Sliven (Сливен ) den geçerken güzelliklere bayılmış ve uğramadan geçtiğim için içimde kalmıştı.
1 Mayıs pazartesiye gelince hafta sonu ile birleştirip ailecek çıktık yola. Bu sefer Edirne yerine Kırklareli üzerinden Bulgaristan'a girdik. E80 üzerinden Kırklareli yönüne döndüğünüzde çıkan E87 yolunu dümdüz tutup hiç bırakmazsanız bu yol sizi Karadeniz boyunca Romanya'ya kadar götürüyor.
Dereköy sınır kapısında yaklaşık 40 dakika bekleyip işlemlerimizi yaptıktan sonra tam sınırdan çıkarken bir problem çıkıyor ve geri dönmek zorunda kalıyoruz. Görevli İsmail Bey ve Bayram Bey'in yardımlarıyla 1,5 saatte problemi bir şekilde çözüp yolumuza devam ediyoruz.
Bulgaristan'a adımızı ilk attığımızda pasaportları uzatıyorum ama görevli bana 'Burada para veriyorsun' diyor. Sanırım ayakbastı parası, 3€ verip daha ilerideki kontrol noktasına geçiyoruz. Euro, TL, Bulgar Levası ne olursa kabul ediyorlar. Arabanın bagajını kontrol ediyor görevli sonra da vineyata gibi bir şey diyor. Artık nasıl sartlanmışsam "şarap yok mu" dediğini sanıp şaşkın şaşkın bakıyorum. Bizim HGS gibi Bulgaristan'da yollarını kullanırken almanız gereken pulmuş. 8€ verip 1 haftalık alıyoruz ve yola devam. Yeşillikler içinde, bazen sert virajlı, geliş-gidiş olan E87 üzerinden devam ediyoruz. İlk olarak Burgaz karşılıyor bizi, orta halli bir liman şehri olan Burgaz'da mola vermeden Google Maps'e uyup devam ediyoruz. Yol kötüleşmeye başlıyor, rakım artıyor. Bir süre sonra yolda bizden başka kimse kalmıyor. Tek başımıza yolculuk ederken, araba bayağı zıplıyor. Gidiş gelişli yol, tek arabanın geçebileceği kadar daralmışken virajlarda sertleşiyor. Önümüzden biri gelmesin diye dua ediyoruz. Öğle uykusunu dalmış olan Selim de sarsıntıdan uyanıp sersem sersem bakınıyor. Daha ne kadar kaldı diye soruyor Miruna, boş ver tadını çıkar diye cevap veriyorum. Tam tepede bir köy çıkıyor, yaşlı köy kadınları evlerinin bahçelerinde oturmuş. Google'a uyup girmiştim bu zorlu yola ama pişman da olmadım, eninde sonunda tekrar E87'ye bağlandık.
Burgaz-Varna arasındaki dağ yolu

Yarım saat kadar sonra Varna'dayız. İstanbuldan yaklaışk 450 km. Limanın üstündeki büyük köprüyü geçip şehir merkezine giriyoruz. Park yeri bulmak ciddi sorun, her yerde park edilmez işareti var ama ona rağmen herkes park etmiş. Yapacak başka şey olmayınca belki burada işaretin anlamı farklıdır deyip bulabildiğimiz bir yere de biz park ediyoruz. Merkez de ilk durak Katedral. Hemen yanındaki Info center'dan bilgi alıp açlığımızı giderdikten sonra parka iniyoruz. İlerde bir meydan ve konser görünüyor. 1 gün sonraki Jazz festivaline hazırlıklar başlamış. Biz vardığımızda konser hazırlıkları bitiyor. Alan kalabalık, biraz vakit geçirdikten sonra sahile doğru iniyoruz. Beach Bar'lar yavaştan yavaştan açılmaya başlamış, bir yandan da yaz hazırlıkları devam ediyor.

Varna'nın sembollerinden biri tam merkezde yer alan bu katedral

Plaj ve plajdaki barlardan sadece biri
Tekrar meydana çıkıyoruz, araç trafiğine kapalı yoldan büyük Casino'nunda bulunduğu sokakta güzel bir cafe seçiyoruz nefeslenmek için. Vitrindeki tatlı çeşitleri göz alıcı. Elimizde Türk lirası, Romen Lei'i, Dolar ve Euro var ama hiç biri geçmiyor. Sadece Bulgar Levası geçiyormuş. Kullanmak istemesem de kredi kartı geçiyor mu diye şansımı deniyorum, o da olmuyor. Mecburen ayrılıyoruz, soldan devam edince kendince ünlü giyim marka mağazalarının olduğu cadde üzerinden döviz bürosu buluyoruz. TL de bozuyorlar, bizden önce bir Türk grubu var 100 TL bozduruyorlar, bizde onlara uyuyoruz. 47 leva 100 TL. Komisyon almıyorlar ama alış-satış kur farkı yüksek. Küçük miktarlar bozdurduğunuz için pek bir şey etmiyor.

Meydan ve arkada plaj

Müzikle dans eden Selim
Akşam olmak üzereyken hem günün yorgunluğu hem de çoçuklu bir aile olmanın gereği olarak kalacak yer bakıyorum. booking.com üzerinden  Golden Sand(Altın Kum) denilen bölgeden alternatifler seçiyoruz. İlk olarak bir aparta bakıyoruz, çat pat ingilizce çat pat romance konuşup fiyatta anlaşamayınca alternatif otellere yöneliyoruz. Seçtiğimiz otel daha çok varlıklı çingenelerin kaldığı bir yermiş gibi geliyor, oradan da ayrılıp tepe de yer alan başka bir otele yöneliyoruz. Fiyatı uygun olan bu otelin resepsiyonunda kimse yok. Dolasıp birini buluyoruz, söylediği fiyat booking.com'un fiyatından daha yüksek. Durumu anlatıyorum, uzunca telefon görüşmesi yapıp fiyatı düşüyor ama halen booking.com un fiyatından yüksek. Aslında 3-5 kuruş için pazarlık yaptığımın farkındayım ama o inmeyince ben de kabul etmiyorum. 3 yerde de edindiğim ortak tecrübe, booking.com çok daha iyi fiyat veriyor. Daha fazla otel aramayla vakit kaybetmek istemiyoruz, booking.com üzerinden Detelina Hotel 'den kahvaltı dahil 22€'ya rezervasyon yapıyorum. Ziyadesiyle memnun kaldık. Yorgun olunca bir duş bir yatak yetiyor da artıyor.







28 Mart 2017 Salı

Şehir-Ülke; Lüksemburg














Avrupanın en küçük ama en zengin ülkelerinden biri Lüksemburg. Bizim bir yılda kazandığımızı bir ayda kazanıyorlar.

 Almanların 3 devi  Audi, BMW ve Mercedes otomobil piyasasını kapatmış. Lamborghini ve Ferrariler ise gerçekten göz kamaştırıcı.










 Ülkenin başkenti Lüksemburg. Evet şaşırtıcı ama başka şehirlerde var. Örneğin Schengen onlardan bir tanesi. Evet hepimizin bildiği schengen.
Küçük deresi, irili ufaklı kemer köprüleri ile tepeler arasında film pletoları gibi kurulmuş bir şehir Lüksemburg. Taş döşeli yolları maçka yokuşunu andıran sokağıyla her yerinde tarih kokuyor. 


 Patlementosundan meydanlarına kadar ülke büyüklüğüyle orantılı bir minyatürk. Casamates Du Bock kuş bakışı izleyebileceğiniz mükemmel bir manzara sunuyor.  Yazdan kalma bir hava ama ağaçlar henüz yaprağa durmamış. Bu halleriyle zengin bir ülkeden çok mütevazı bir köy havası veriyorlar bu gözde ülkeye. Köy dedirten şey sadece kuru dallı ağaçlar değil,  şehrin, ülkenin göbeğinde seralar var. Deresinin etrafına , yeşil ırmak çevresindeki evler gibi sıra sıra evler dizilmiş dizilmesine de (milliyetçilik yapmıyorum) güzellik olarak kıyas kabul etmez.





Dükler sarayının önünde  iki nöbetci kulübesi, tek asker var. Kafeste turlayan tavşan gibi gidip gelirken arada aksiyon olsun diye ayağıyla küt diye ses çıkartıyor. Biraz ilerisindeki küçüklüğüyle birlikte muhtemelen ülkenin en büyük şehir meydanlarından biri olan Place Guillaume tık tıklım dolu. Sanıyorum çoğunluk turist olmalı, şehrin nufüsü bu kadar kalabalık değildir.






Notre Dame katedrali Paris’teki adaşı gibi gotik mimari ile yapılmış. Pencereleri renkli süslemelerle bezenmiş, sutünlar ve kabartmaları benim daha çok ilgimi çekiyor.

Katedralin tam önünde vadiyi ve karşıdaki saat külesiyle birlikte tarihi evleri izleyebileceğiniz güzel bir manzara var. Eminim yazın yeşillikle birlikte daha güzel oluyordur. Vadi üzerinden yine asma oldukça yüksek bir taş köprü var. Bu köprüden geçip şehrin kendine yakışır büyüklükteki gösterişli bir garına erişebilirsiniz.




5 Kasım 2016 Cumartesi

Mavi Dağlar ve 3 Kız Kardeş, Sidney

Blue Mosque, blue sea, dağın mavisi de Sydney'de bulduk; Blue Mountain. 

Yolun uzunluğu gözümüzü korkutmuyor, akşam olmadan havaalanına gitmek zorunda olsakta. Yine erken kalkıyoruz, 11 gibi varıyoruz yerlilerce kutsal sayılan Three Sisters'a. 



Yorgan gibi bir sis örtmüş her yerini, göremiyoruz hiç bir şeyi. Kısmet buymuş derken lansmanlardaki perde gibi açılıyor, gerçek sanatcının sanat eseri çıkıyor ortaya. En sonunda da Three Sisters. 



Öylesine güzel ki yerlilerin kutsal saymasına şaşmamalı. Muhteşem ötesi bu manzarayı kim yaratabilir ki?

Yanına doğru yürüyoruz, sürüngenler deri değiştirir sanırdım, ağaçlarda değiştirirmiş meğer. Durup çok çok yükseklerden izliyoruz, ucu bucağı görünmüyor açık denizler gibi.





Zaman az, görülecek şelaler var daha. Tanıtım fotosuna imrenmemle kalıyor, kısmet olmuyor bana benzeri çekmek. Yüzlerce metre yüksekten düşen suyun aynı anda başını sonunu gözle göremiyoruz ki fotoğraflayalım. Çoşkunda değil sular, yeni biten yazın rehavetini yaşıyor.




Patika yollardan metrelerce iniyorum sağ yanımdaki uçuruma aldırış etmeden, belki ileri de daha güzel bir kare fotoğraflarım umuduyla. Sonuna kadar insem de olmuyor. Olmasa da olur, gözler gördü ya.


Hayelden Gerçeğe; Sidney

Her yıla bizden önce girerler, yeni yılın ilk görüntüleri hep onlardan gelirdi. Biz vardığımızda karanlık basmıştı ama gece de olsa canlı gözle görmek vardı. İlk çektiğim kareleri hemen facebook'ta duval fotom yapıvermiştim. 



Uyumadan önce dolaştım, şehri şöyle bir göreyim diye. Yalnızca 2 saat uyumuştum ki,gözlerim açıldı, bir dahada kapanmadı, denemek nafile. Saatin sabahın üçü, McDonalds'a açık, müşteri dolu. Küçük park sakinlerini ağırlıyor, halka açık alan, içki yasak, kameralar sağlıyor güvenliği. Cesaretimden değil, şehrin verdiği güvenden o saatte, daha ilk gece dışarıda olmam. 


Gün ağardı, orta yaş üstü, çoğunluğu kadın uzak doğulu misafirlerle başladığımız kahvaltıyı bitirir bitirmez çıktık yollara. 

Botanik Garden, Sydney Opera House ve Taronga Zoo. Kaola, Kangurular derken Tazmanya canavarını da oradaydı. Canavar değil, çılgın bir şey bu. Roller coaster gibi durmaksızın hızlı hızlı dönüyor. Çokta sevmem hayvanat bahcelerini, tıkılmış caresiz hayvanlar. 


Plajlara doğru düştük yollara. Büyük Ada gibi bahçeli yeşillikler içindeki evler arasından yürüdükte yürüdük. Başlayan yağmurdan ağaç altına girip korunduk. Plaja vardığımızda yüzen kimsenin olmaması korkutsa da giriverdik. Yağmurda atıştırdı atıştırmasına da, yürümekten sismiş ayaklar kendine geldi. 



Gidişten uzun yüyüyüşle döndük. Demir yığını Harbour köprüsünü de yaya olarak geçtik. Otele vardığımızda uyuvermişim. Açlık bastırınca çıktık yola, kestirme olsun diye Botanik Garden yolunu kullanacaktık güya. Yukarıdaki kapı kapalı olunca, gittik aşağıdakine. Sorduk orada birine niye hem o, hem bu kapı kapalı diye. Akşam olunca kapatırlarmış parkı drunklar girmeşin, şanına leke değmesin diye.
Ulaştık gideceğimiz yere doyurduk karnımızı döndük geriye. 

Harbour Bridge

Ben bile inanadim, 21 km yürümüsüz Allah sizi inandırsın.

Opera House

9 Ekim 2016 Pazar

Maldivler -Kimler, Neden Gitmeli

Bu yazıyla Maldivler faslını kapatıyorum, gitmeyi düşünenlere kullanabilecekleri bir kaynak olması için bazı faydalı bilgileri paylaşacağım.

Maldivler bayrağı olan ayrı bir ülkedir, vize gerekir, hava alanında kapıda ücret edemeden turistik vizenizi alırsınız.

Müslüman bir ülkedir, örneğin halka açık alanlarda alkollü içki satışı yoktur, ülkeye alkol, domuz ürünleri gibi islama göre haram olan şeyleri sokamazsanız. Halkın yaşadığı adalardaki özel mülk olmayan plajlara bikini ile girmenin yasak olduğu söylense de benim kaldığım adada bikini ilen girenler vardı. Bu yasağı denetleyecek poliste görmedim. Hava alanında gördüklerim haricinde başka bir yerde polis ile karşılaşmadım.

Ülke irili ufaklı bir çok adalardan oluşuyor, bunların bazılarında halk yaşarken diğer coğunluk ise resort olarak kullanılıyor, yani bir tek işletmeye ait. İşletmecilerin coğunluğunu da dünyada zincir oluşturmuş olan turizmciler, dünyaya hizmet verdiğinden dolayı alkollü içeçek de helal yiyecekte rahatla bulabiliyorsunuz.


Neden Gidilir?


İlk olarak tabiki çevrenizdekilere hava atabilmek için gidilir. Havalı bir yerdir Maldivler, Jet Fazıl bile kullanmadı mı? Kimilerimize göre lüks tatilin dibidir, haksız da değillerdir. Aksine Maldivler halkı o kadar fakirdir ki 1-2$ ile çoçukları mutlu edersiniz. Pahalı olmasının temel nedeni, lojistik. Adalar birbirine uzak, her birine nasıl elektrik sağlanıyor onu bile düşündüm. Bu durumda pahalı olması da gayet normal.

Balayı ciftlerinin gözdesi olduğu kadar, dalış meraklıların da gözdesidir Maldivler. Önceki yazılarımda anlatmaya calıştığım gibi bembeyaz kumsalları kadar deniz altı da güzel ve yaşam çok zengin. Resortlar kişilere özel havuzlu villalar sağlıyor,  buralarda eşinizle ya da sevgilinizle kimse sizi rahatsız etmeden kalabilir, balayı ciftiyseniz düğün, değilse iş vs stresinden uzaklaşırsınız.

Çok Param Olmasa da Gidebilir Miyim?


Ben gittiğime göre gidersiniz.  Hindistan yarım adasının altındaki ülke bize bayağı uzak olmasından dolayı ulaşım önemli bir maliyet kalemi oluşturuyor. Dünyanın en iyi havayollarından Qatar, Emirates ve hatta Etihad hatılı sayılır promosyonlar düzenliyor. Uygun fiyata bilet bulabilirsiniz.

Asya ve uzak doğu için otel rezervasyonlarında tercihim agoda.com. En uygun fiyatı genelde burası veriyor. Bazı resortlar, kendi sayfalarında promosyonları oluyor onları da inceleyebilirsiniz. Arama yaptığınızda 5* resortların bile çok uygun fiyat verdiğini göreceksiniz. Bir kaç sebepten dolayı yanıltıcıdır.

Birincisi resortların çoğuna sadece deniz ucağı ile ulaşabiliyorsunuz ve bunların fiyatları kişi başı 300-500$ arasında değişmektedir, neredeyse buradan oraya gitmek için ödediğinizden daha fazlasını ödemek zorunda kalırsınız.

Diğer önemli etken ise verdiler yüksek, yaklaşık %25 vergi ödemeniz gerekmektedir. Ve en önemlisi oda kahvaltı olarak fiyat veriyorlar. Yeme içme çok çok pahalı oluyor bu resortlarda. Uçuşunuzu gerçekleştireceğiniz hava alanına yakın bir yerlerden tutup sürat botları ile ulaşım sağlayabilirsiniz.

Temmuz- Ağustos ayları yağmurlu sezon olmasından dolayı pek talep görmemektedir, %60 indirimlerle lüks yerlerde konaklamanız mümkün olabilir. Tüm tatil boyunca yağmurlu olma olasılığı düşük, olursa da sizin riskiniz.

Tavsiye Edeceğin Resort Var Mı?


Hepsi birbirinden cazip, özellikle yeni olanları tercih edebilirsiniz. Resortlar hakkında tek tek bilgi veren güzel Türkçe siteler de var.

Hangi Adada Kalalım?


Maafushi adasında kaldım,  ada hava alanına sürat tekneleri ile 45 dakika uzaklıkta ve bir çok otel var. Adanın en güzel oteli Arena Beach. Otelin kendine özel plajı var, yemekleri çok güzel. Adada ayrıca hastane de var.

Bütçesini düşünenler için adalardaki uygun fiyatları butik otel ya da misafirhanelerde konaklayıp, günler turlar ile farklı farklı resortlara giymeyi tavsiye edebilirim. Böylelikle konaklamanızı ucuza getirip, resortların konforunu da yaşamıs olacaksınız.

Yemekler Nasıl?


Yemek konusunda sıkıntı çekmedik, özellikle deniz ürünlerini seviyorsanız çok rahat edersiniz. Dünyanın bir çok ülkesinde olduğu gibi Maldivler'de de kahvaltılar bizim kahvaltımız gibi zengin değil. Domatesler renksiz, salatalık kabağı andırıyor, zeytin yok desek yeridir. Bavulunuza küçük paket zeytin ve peynir atabilirsiniz.
Halk plajında oynayan Maldivli çoçuklar

En Çok Neler Beğendim?


Deniz, kumsal bunlar tamam ama bunların dışında insanların davranışlarını çok beğendim. Dünyanın her yerinden insanlar geliyor, Brezilya'dan Endonezya'ya, Sibirya'dan, Hongkok'a, Hollanda'dan Güney Afrika'ya kadar bir çok farklı milletten insanla tanıştım. İster turist olarak isterse çalışmak için gelsin, hemen hemen herkesle çok iyi diyaloglar kurduk. 

Yemek alabilmek için uzun kuyruklarda beklemedik, plajda şemsiye, havuzda sezlong bulabilme endişesi taşımadık.

Çalışanların rahat edebilmemiz için her türlü konforu sağlamaya çalışmalarını görevlerini yapıyorlar diye kabul edilebiliriz ama Selim'le özelde ilgilenmeleri, sevmeleri halen güzel hatılalar olarak hafızamda ve fotoğraflara her baktığımda tekrar hatırlayıp ne güzel günlerdi diyeceğim birer anı olarak duruyor.


25 Eylül 2016 Pazar

Maldivler - Sandbank

Öğleden önce bozulan teknemiz dalış yapmamıza engel olsa da günümü harcamasına izin veremezdim. Dalışta edindiğim arkadaşları birlikte bize özel snorkel turu ayarlamaya ikna etmiş ve öğleden sonra gitmek üzere anlaşmıştık.
Sandbank

Ekvatora çok yakın ülke güneşe de yakındı. Sıcaklığı hissetmeseniz bile öğle saatinde güneşe maruz kalmanız hele de suyun altında hiç istemeyeceğimiz sonuçlar doğurabilir. Saat 3 uygun bir zaman olacaktı.


El emeği göz nuru ahşap yapılı tekneler
El emeği göz nuru ahşap tekneler
En küçük can yeleği bile büyük gelse de Selim'i de yanımıza aldık. Tüm aile birlikteydik, jet skinin biraz iricesi bir sürat botuyla hedefimize giderken, yine sımsıkı sarılmış korkmasın diye dua ediyordum.

  Miruna, diğer arkadaşlarla birlikte rehberinin gözetiminde zaman kaybetmeden suya daldı.

Snorkelciler

Annesi bir çok akvaryumdan daha zengin balıkları izlerken botun en ön koltuğundaki Selim, her çocuğun duyacağı hazla sağa sola dümeni çevirirken üzerindeki denizci kıyafetiyle kaptan edasındaydı.

Hep bir Sandbank duyuyordum yapılacak aktivitelerden bahsedilirken.  Plajlar bembeyaz kumlarla yeterince güzelken, kum denizi niye ilgi çeksin ki? Yaklaştığımızda gözlerimiz sorunun cevabını verdi. İşte maldivlerin reklam filmi yapılsa burada çekilirdi ve biz tam da onun üstündeydik. Tertemiz bir güzellik, en unutulmaz anlarımızdan birini yaşatıyordu bize. İşte Maldivler!


Okyanus ortasında kum denizi, Sandbank
En güzel deniz canlısı hangisi? İlk anda aklınıza gelmese bile Yunus desem bir çoğunuz katılacaktır bana. En güzeli olmayabilir ama süphesiz insana bir çok yönden benzeyen bu sevimli canlılar showmenlikleriyle ünlerini hak ediyorlar.

Sevimli yunuslar

Suyun yüzüne bir çıkıp sonra tekrar kaybolmaları ile fotoğraflamak zor olsa da, daha zor olanı başarmış küçük yunusun takla atışını yakalamıştım.

Minik ama becerikli yavrucak